Ara
  • Geleceğe Dokunan Anneler

ÇOCUĞUM BÜYÜYÜNCE…

Çocuğum büyüyünce "meslek sahibi olsun, kimseye muhtaç olmasın, saygı duyan ve duyulan biri olsun" istiyorum.

Çocuğum büyüyünce "haklarını savunan, kimsenin karşısında kolay ezilmeyen, boyun eğmeyen biri olsun" istiyorum.

Çocuğum büyüyünce "sorumluluklarını bilen, kendi kararlarını verebilen, zorluklar karşısında öyle hemen yıkılmayan, ayakları yere sağlam basan biri olsun" istiyorum.

Çocuklarım "ne yaparsa yapsınlar, sevsinler sevilsinler, mutlu olsunlar" istiyorum çünkü her şeyin en iyisini hak ediyorlar…

Tanıdık geliyor mu? Ne kadar güzel dilekler değil mi? Hemen her anne-babanın çocuğu için böyle şeyler düşünmesinden doğal ne olabilir? Peki ama, her şeyin en güzelini hak eden biricik evlatlarımızı buna göre yetiştiriyor muyuz?

Tüm ihtiyaçlarını karşılamamız, istedikleri her şeyi almamız, en pahalı okullarda okutup, moda olan tüm kurslara yollamamız ne yazık ki bu dileklerimiz için hiç yeterli değil. Çocuğumuzu çok sevmemiz ise elbette en birinci ve en gerekli koşul ama çocuğumuzun iyi yetişmesi için nasıl davrandığımız da nasıl hissettiğimiz kadar önemli…

Şöyle bir çevremize bakalım… Bugün yaya geçidine park eden şoför, ebeveynleri onu sevmediği için ya da isteklerini yapmadığı için böyle davranmıyor. Dikkatli bakarsak arkadaşlarımız arasında kendine güvensiz ya da hayatta ne istediğini bilmeyen pek çok kişi görebiliriz. Benzer şekilde çoğu ortamda, her zaman güçlü birilerinin gölgesine sığınmak isteyen ve kolay etki altında kalan kişiler vardır. Bu kişilerin bazıları gerçekten sevgisiz bir ortamda büyümüş olabilir, bazılarının da farklı nedenle travmatik yaşantıları olmuştur. Ancak çoğunluğu çok sevilmiş ve en az ortalama düzeyde ilgi görmüştür.

Mesele şu ki; ebeveynlerin çocuklarının gelecekleriyle ilgili beklentileri ve hedefleri ile çocuklarının bugünündeki davranışları pek çok zaman tutarlı olmuyor. Örneğin; çocuklarımıza saygıyı nasıl öğretiyoruz? Saygı kurallarını söyleyip saygısızlık ettiklerinde onlara kızıp bağırarak mı yoksa onları yetiştirirken onlara saygı gösterip örnek olarak mı? Pek çok aile birinci şekilde öğretiyor ve bu ailelerin bir kısmı çocuklarına gerekli saygıyı gösterdiklerine inanırken, bir kısmı ‘çocuğa saygı duymak/göstermek’ ifadesini anlamlandırmakta bile güçlük çekiyor.

Oysa ki, çocuklar da en az erişkinler kadar duygularına, düşüncelerine ve haklarına saygı duyulmasını hak eder. Tüm çocuklar, büyüklere saçma gelse de onlar için önemli olan sorularını ve düşüncelerini dinleyecek, duygularını anlamaya çalışacak, gelişimsel ihtiyaçlarını karşılayacak yetişkinlere gereksinim duyarlar. Çocuğunun sıklıkla sözünü kesen, onu hiç onun hizasına inerek ve gerçekten anlamaya çalışarak dinlemeyen, biraz uzun konuşunca hemen susturan, çocuğunun fikirlerini küçümseyen, hiçbir konuda karar vermesine izin vermeyen, çocuğuna özel vakit ayırmayan, çocuğunun bakış açısını merak etmeyen ve önemsemeyen bir anne-baba ileride sözlerinin çocuklarının bir kulağından girip diğer kulağından çıktığını ve çocuklarının farklı görüşlere saygı duymayan bireyler haline geldiğini gördüklerinde elbette üzülecektir. İşin kötüsü, bu saydığımız sonuçlar iyi ihtimaller içeresindedir, yani insanların ya da diğer canlıların varlığına, yaşam hakkına saygı duymayan, dünyayı sadece kendisi için yaratılmış gibi kullanan, kendine ve çevresine zararlı kişiler olmaları gibi yukarıda sayılanlardan çok daha kötü ihtimaller de bulunmaktadır. Çünkü bir çocuğa saygı duymadan ve saygı göstermeden ona ancak başkalarının önünde var olan, genel-geçer kurallardan ibaret, yüzeysel bir saygı kavramı öğretebilirsiniz.

Bir diğer örneği ele alacak olursak; konuşan, haklarını savunan, fikrini söyleyen bir birey olmasını istiyorsak çocuğumuza söz hakkı vermemiz gerektiğini söylediğimde bunu yadırgayan olmaz zannediyorum. Peki ama o zaman neden çocuklarımıza söz hakkı vermiyoruz? Bugün ‘sen sus, çocuklar her şeye yorum yapmaz’, ‘ne çok soru soruyorsun ne diyorsam onu yap, çocuklar bu kadar soru sormaz’ diyerek büyüttüğümüz çocuğumuzun tam 18. doğum gününde hayata karşı diyecek bir sözü olmasını ve bu konuda gerçek bir saygıyla kendini dinletebilmesini, olan biteni sorgulayan ve kendi kararlarını verebilen biri olmasını beklemek ne yazık ki çok gerçekçi değil.

Soru sormak çocuğun en önemli işlerindendir. Soru sorarak çocuk çevresi ve dünya hakkında hem yeni bilgiler edinir hem de düşünmeyi öğrenir. Bu çağda en ihtiyacımız olan düşünen gençliğe ancak soru sorabilen çocuklar yetiştirdiğimiz zaman kavuşabiliriz. ²Düşünmeyi öğrenmek ne demek, herkes düşünür² diyenler olabilir ancak akılcı ve sistematik düşünme becerisi herkeste aynı oranda bulunmaz ve geliştirilmesi gereken bir beceridir. Bunun için yapılacak şeylerden biri soru sormasına izin vermekken diğeri de çocuğun kendisiyle ilgili, basit, gelişimine uygun düzeydeki bazı kararları vermesine olanak tanımaktır.

Çocuklar elbette büyük ve önemli kararları verebilecek bilişsel düzeyde değillerdir. Ancak onların da kendileriyle ilgili karar verebilecekleri bazı alanlar bulunmaktadır. Örneğin küçük yaştaki bir çocuk kırmızı şortuyla mavi şortu arasında seçim yapabilirken, biraz daha büyük yaştaki çocuk odasının dekoruna, serbest saatlerinde ne yapacağına karar verebilir. Bugün onların kendileriyle ilgili kararları vermelerini desteklemez ve bu konuda onlara yol gösterici olmazsak ileride ayakları yere basan kararlar almaları zorlaşır. Bununla birlikte gelişimine uygun olmayan kararları çocuğa danışmak, örneğin anne-babanın boşanma kararını çocuğa danışması, ise çocuğun omuzlarına taşıyamayacağı bir yük bindirir ve bu nedenle faydalı değil, aksine duygusal istismar olarak kabul edebileceğimiz düzeyde zarar vericidir.

Benzer şekilde gelişimlerine uygun düzeyde (örneğin; ödevleriyle ya da kendi eşyalarıyla ilgili) sorumluluk almaları da desteklenmelidir. Bizler çocuklarımızı her haliyle, hiçbir şey yapmasa bile sevip beğenebiliriz (ki bu doğal ve istenen bir durum), onlara pamuklarla sarılı bir dünya sunmak isteyebiliriz ancak biliyoruz ki dış dünya böyle değil ve dış dünyada gerçekten var olabilmesi, ayakları üstünde durabilmesi, zorluklar karşısında yıkılmaması için onu hazırlamak bizim sorumluluğumuz. Aile dış dünyanın kurallarının, gerçeklerinin yumuşak bir şekilde ve yavaş yavaş öğretildiği güvenli bir ortamdır. Eğer çocuğumuzun iyi-kötü yaptığı her şeye içi boş övgülerde bulunur ama ona hiçbir sorumluluk vermez, hiç kural koymazsak çocuğumuz özünde kendini değersiz hissedebilmekte ve bu değeri sürekli başkalarının ‘kralsın, adamsın, prenses gibisin…’ vb. tarzındaki yine içi boş övgüleriyle hissetmeye çalışabilmektedir. Bu durum da çocuğumuzun ona değerli hissettiren uygun ya da uygunsuz (kimi zaman kendisine doğrudan zarar veren) herkesin peşinden gitmesine, pek çok riskle karşı karşıya kalmasına neden olabilir. Benzer şekilde silah taşıyan, kendinden güçsüzlere şiddet uygulayan kişilerin bir kısmının suçluların çok olduğu, hiç değer görmedikleri ve her anlamda ihmal edildikleri ortamlardan geldikleri bilinirken bir kısmının da sadece cinsiyetlerinden dolayı değer gördükleri ya da hiç sorumluluk verilmeyen, pamuklara sarılıp büyütülen ortamlardan geldikleri görülmektedir. Birinci grup her yönden ihmal edildiği için suç işlediklerinde toplumun şemalarına ve konuyla ilgili önyargılarına ters düşmemektedir. Ancak genellikle toplum ikinci grubu anlamakta zorlanır. ²Yediği önünde yemediği arkasındaydı nasıl yaptı böyle bir şeyi², ²o kadar da seven anne babası var nasıl böyle şiddet dolu oldu²… Oysa ki ikinci grup da duygusal olarak ihmal edilmiştir. Sürekli içi boş övgüler alan ve gerçekte var olan olumlu veya olumsuz tutumları ya da özellikleri kendisine hiç gösterilmeyen bir çocuk da kendisine gerçeği doğru bir şekilde gösteren hiçbir ayna tutulmadığı için neyi iyi, neyi kötü yaptığını anlamakta sürekli görmezden gelinen bir çocuk kadar güçlük çeker. Dolayısıyla, sorumluluk vermeyip, kural koymayıp çocuğun gerçek erdemini ve yeteneklerini ortaya çıkarmasına fırsat tanımamak, sürekli doğru-yanlış her yaptığına övgü sunup hem kendini tanımasını hem iyiyi –kötüyü ayrıt etmesini zorlaştırmak da duygusal ihmalin bir parçasıdır. Üstelik de duygusal ihmalin düşük özgüven dahil pek çok psikolojik sorunla yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte karar vermekle ilgili aktarılana benzer şekilde gelişimine uygun olmayan düzeyde sorumluluk yüklemek de (örneğin; ağır ev işleri, çocuk bakımı, para kazanma sorumluluğu… vb.) çocuk açısından zarar vericidir hatta kimi zaman çocuk istismarı niteliği taşıyabilmektedir.

Elbette tüm uğraşımız çocuklarımızın mutluluğu için… Ancak tüm duygularımız da mutluluk kadar gerçek ve doğal. Hayatı boyunca hiç üzüntü yaşamadan, hiç sıkıntı çekmeden bir yerlere gelen, bir şeyler başaran kimse olmamıştır. Çocuklarımıza sıkıntı yaşamayacağı bir dünya sunamayız ancak onlara sıkıntılarıyla nasıl baş edeceklerini, zorluklara nasıl dayanacaklarını öğretebiliriz. Örneğin oyuncağını kaybettiğinde, arkadaşıyla tartıştığında, okulda bir kuralı ihlal ettiği için çok istediği bir etkinlikten mahrum kaldığında sıkıntı yaşayacaktır. Bu durumda onu dinlememek, sıkıntısını önemsememek, boş ver deyip geçiştirmek anlaşılmadığını hissettirir. Öte yandan hemen her sıkıntı yaşadığı durumu telafi etmeye çalışmak da zorluklara karşı dayanıklı olmasını zorlaştırır. Denge kurmak zor gibi görünse de aslında sadece çocuğumuzu dinleyip duygusunu anladığımız, yanında olduğunu hissettirdiğimiz zaman bu sorun önemli oranda çözülmüş olur. Tabii ki mutlu olmak için tek önemli koşul dayanıklılık değildir. Mutlu olmayı istemek ama sürekli içi boş, ne olduğu neye bağlı olduğu belli olmayan bir mutluluk kavramı peşinde koşmak ya da mutluluğu toplumda yaygın olarak kabul gören bazı koşullara endekslemek (mezun olmak evlenmek, işe girmek, çocuk sahibi olmak…vb) de mutlulukla ilgili gerçek dışı beklentilere yol açar. Hep mutluluğu beklemek ya da kovalamak yerine küçük şeylerle mutlu olmayı öğretmemiz çocuklarımızın yaşam kalitesini arttırır. Bunun için önce kendimiz bu konuda örnek olmalı ardından da olanaklarımız çok geniş de olsa, çok kısıtlı da olsa çocuğumuza yaşına uygun imkanlar sunmalı, örneğin; az oyuncağı varsa onunla birlikte çerçöpten oyuncak üretmeli fazla oyuncağı varsa sık oynamadıklarını belirli sürelerle kaldırmalı ve hiç oynamadıklarını ihtiyacı olanlara göndererek paylaşmayı öğretmeliyiz.

Tabii ki her şeyden önemlisi onları çok sevmemiz ve ne olursa olsun kızsak, üzülsek de bazen bazı davranışları onaylamasak da her zaman onları sevdiğimizi hissettirmemizdir. Davranışlarını onaylamamız, övmemiz davranışın iyiliğine bağlı olabilir ancak anne-baba ya da onların yerine geçen bakım veren kişinin (bakım elemanı, anneanne-dede vb) sevgisi koşulsuz olmalıdır. Böyle bir sevgi bir çiçeğin su ihtiyacı gibidir. Başında anne-baba ya da kendisine bakım veren bir yetişkin olduğu halde bu sevgiden mahrum kalan çocuklar solma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar, bu sevgiyle büyüyen çocukların ise yeşermesi ve sevgiye ek olarak uygun yetiştirirlerse de meyve vermesi çok daha olasıdır. Sevgiyle büyüyen bir çocuk hem etrafına sevgiyle bakmayı hem de gerçekte sevildiğini nasıl anlayacağını, nasıl bir sevgiyi kimde ve nerede arayacağını öğrenir. Böyle büyüyen çocukların ileride, aşırı kıskançlığı, kısıtlayıcı ya da şiddet içeren uygunsuz davranışları sevgi olarak kabul edip uygunsuz kişilerin peşinden gitme olasılıkları azalır.

Özetle onları sevmeden ‘sevmeyi ve sevilmeyi’, saymadan ‘saymayı ve sayılmayı’, dinlemeden ‘dinlemeyi ve konuşmayı’ onlara kural koymadan, sorumluluk vermeden ‘çabalamayı, zorluklarla baş etmeyi’, gerçek bir ayna tutmadan ‘güçlü yanlarını görmeyi, iyiyi- kötüyü ayırt etmeyi’, küçük şeylere sevinme, üzüntü ve sıkıntıya dayanma becerisi edindirmeden ‘mutlu olmayı’ öğretemeyiz. Elbette çocukların kendi potansiyelleri, zekaları, mizaçları, baş etme becerileri de nasıl bireyler olacakları üzerinde etkilidir. Çok zorlu şartlarda oldukça iyi yetişen kişiler bulunduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ancak nasıl yetişmelerini diliyorsak ona uygun davranmamız çocuklarımızın hayatını kolaylaştırır ve olumlu özellikler edinme ihtimallerini arttırır. En önemlisi bu konuda elimizden geleni yaparak onları büyütmemiz onların hakları, bizimse sorumluluğumuzdur.

Tüm çocukların hak ettikleri sevgi ve saygıyı gördükleri bir dünyada yetişmesi dileğiyle,

Doç. Dr. Ş. Gülin Evinç

Klinik Psikolog

Hacettepe Ünv. Çocuk ve Ergen Ruh Sağ. ve Hast. AD.


25 görüntüleme

Copyright 2018 Projemiz Hayat