Ara
  • Geleceğe Dokunan Anneler

Siz de Zekanın Önemine İnananlardan mısınız?

Siz de zekânın önemine inananlardan mısınız?

Sizce bir insan zekiyse mutlaka başarılı olur mu? Bir insan zekiyse hedeflerine daha kolay ulaşır mı? En önemlisi bir insan zekiyse mutlu olur mu?

İnsanoğlu yüzyıllar boyu zekânın önemine inandı. Zeki insanların diğerlerinden daha başarılı ve daha mutlu olacağını düşündü. Eğer düşündüğü gibi olsaydı tüm zeki insanların çok başarılı ve mutlu olması gerekirdi. Oysa gerçekler farklıydı. Ve son yüzyılda, bir gün, zekânın başarı ve mutluluk için yetmediği anlaşıldı. Acaba gereken neydi?

Mutlu ve başarılı olmak için insanoğlunun öncelikle çözmesi gereken üç sorun var:

İnsanların karşılaştığı ilk sorun, çevresel baskılar. Her insanın yaşamında, doğduğu andan itibaren çevresel istekler ve baskılar var. Çok küçük yaşlarda yaklaşık 9 aylıkken ilk “hayır”larımızı duyuyoruz. “Hayır, elleme, cıs” diyor annemiz. Daha sonra anne babalar, teyzeler, amcalar, anneanne ve babaanneler, hangi oyuncakla oynayacağımıza, nasıl giyineceğimize, neyin ayıp olup neyin ayıp olmadığına, kiminle arkadaş olacağımıza karar veriyor. Biraz büyüyünce bizim adımıza karar veren, her işe karışan, çevresel baskılar oluşturan bu gruba, komşular, öğretmenler, arkadaşlar da ekleniyor. Okuduğumuz kitaptan izlediğimiz filme kadar, âşık olduğumuz insandan meslek seçimine kadar çevresel istekler ve baskılar altındayız. Bunlarla baş etmemiz gerekiyor. Peki, zekâ bunlarla baş etmede yeterli mi? Eğer öyle olsaydı tüm zeki insanların bu istekler ve baskılarla kolayca baş etmeleri gerekirdi, değil mi. Peki öyle mi?

Çözülmesi gereken ikinci sorun; kendisinin ve başkalarının duygularını anlama gereği. Kendi duygularını anlamak, küçüklükten itibaren gelişmesi gereken bir beceri. Maalesef bizim ülkemizde duygularını anlamak ve ifade etmek pek zordur. Çünkü küçüklükten itibaren duygularımız yok sayılır. “Aman canııım, çocuklar kızar mı?”, “Ayy sen bebek misin, hiç korkulur mu?”, “Kız gibi ağlama, erkek adam ağlamaz.”, “Kızlar çok gülmez, çok gülme bakiim.” Büyürken bu sözleri sık sık duyarız değil mi? Oysa bizim istediğimiz çocuklarımızın duygularını tanımaları ve bunlarla toplumda kabul edilebilir bir şekilde baş etmeleri. Bir çocuk en erken dönemden itibaren duygularını tanımaya yönlendirilmeli. Örneğin çocuğumuz korktuğu zaman ona şunları söylemeliyiz. “Herkes bazen korkabilir.” “Ne oldu?” “Neden korktun?”, “Bir daha aynı durumla karşılaşırsan ne yapabilirsin?”, “Peki, ben ne yapabilirim?”. Bakın ne kadar çok soru var değil mi? Bunları elbette çocuğumuzun yaşına uygun bir dille, anlayabileceği bir düzeyde sormak, beraberce konuşmak, çözüm yolları bulmak gerekir. Mesajımız şu olmalı: Evet korkabilirsin, korkmak çok doğal bir duygu. Ama gel beraber bakalım, gerçekten korkulacak bir şey mi? Örneğin gölgelerden korkan çocuğumuza gölgeleri anlatabilir, beraberce gölge oyunları oynayabilir, gölgelerin nasıl olduğunu açıklayabiliriz. Unutmayın, kendi duygularını anlayamayan bir insan karşısındakinin duygularını hiçbir zaman anlayamaz.

Üçüncü aşama ise; hem kendi duygularını hem karşısındakinin duygularını anlayıp, bunları hayatına yön vermede kullanma. Yani kendi duygumuzu anladıktan sonra karşımızdakinin duygusunu anlayacağız. Sonra da bu verileri kullanacağız. Nasıl mı? Yakın bir arkadaşınıza telefon ettiğinizi düşünün. Daha onun ALO deyişinden mutlu mu, mutsuz mu, neşesiz bir gününde mi, canı bir şeye mi sıkkın veya bir ağrısı mı var, sürprizlerle dolu bir gününde mi, çoğunlukla anlarız değil mi? Anlarız ve bu andan itibaren arkadaşımızla ilişkimizi bu duygu paralelinde yürütürüz. İyi olup olmadığını sorarız, başına ne geldiğini sorarız, bir ihtiyacı olup olmadığınız sorarız, hatta çıkışta bir kahve içmeyi teklif ederiz. İşte bu anlayış, bize sosyal ilişkilerde başarıyı ve beraberinde mutluluğu getirir.

Yüzyıllar boyu zekânın önemine inanan bilim insanları, yaşamda çözmemiz gereken bu sorunları da gördüklerinde ve zeki insanların her zaman başarılı ve mutlu olmadıklarını anladıklarında, gereken şeyin DUYGU olduğunu fark ettiler. Tüm örnekler bilim insanlarına duyguların çok önemli olduğunu gösteriyordu. Kendi duygularını tanımak, anlamak, diğer insanların duygularını anlamak ve bunları yaşamda kullanmak! Mutlu ve başarılı olmanın anahtarı buydu. Bu da bir yaşam becerisi ve onlara göre bir zekâ çeşidiydi. “Duygusal Zekâ” koydular adını.

O yıllarda çok yeni bir kavram olan “duygusal zekâ” neydi? Ruh halini düzenleyebilme, kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtülerini kontrol edebilme, umut besleyebilme, inisiyatif alabilme, değişen koşullara uyum sağlayabilme duygusal zekâ becerilerinden bazıları.

Şöyle düşünün; bir insan çok zeki olabilir ama duygusal zekâsı düşükse kızgınlığını, üzüntüsünü veya neşesini kontrol edemeyebilir, çevresindekilerin duygularını bir türlü anlayamayabilir, insanların zor durumlarını fark edemeyebilir.

İlkokul, ortaokul ve liseyi beraber okuduğumuz bir arkadaşım vardı. Her kademeyi derece ile bitirdi. Üniversitede de istediği bölümü kazanıp şeref listesinde mezun oldu. “Ne güzel bir kariyeri olmuştur” diye düşünüyorsunuz değil mi? Hayır olmadı. Hatta hiç kariyeri olamadı. Çünkü her işe girdiğinde ilk aksilikte istifa etti. Yani aksiliklere rağmen yoluna devam edemedi. İş yerinde ona uymayan bir durum olduğunda çalışma arkadaşlarıyla kavga etti, yani duygularını kontrol edemedi. Hala çok gençken hiçbir iş yerinde mutlu olmayacağını düşünerek iş aramaktan vaz geçti. Yani umut beslemeyi bıraktı. Sizin de benzer örnekleriniz, duyduğunuz yaşam hikâyeleri vardır mutlaka.

Evlatlarımızın yaşamına daha doğdukları gün, hatta daha da erken, anne karnında iken dokunmaya başlıyoruz. Ve onların yaşam öykülerini yazmaya başlıyoruz. Çocuklarımız zeki, çok zeki veya daha az zeki olabilirler. Ama eğer mutlu bireyler yetiştirmek istiyorsak, anne babalara düşen görev, çocuklarının duygularının farkında olmalarını sağlamaktır. Geleceğe Dokunan Anneler Projesi çocuklarının geleceğine daha bilinçli dokunan anneler, babalar için yola çıktı.

Geleceğe Dokunan Anneler Projesinin amacı annelere, babalara, öğretmenlere, çocukla çalışan tüm profesyonellere ulaşarak annelerin, çocuklarının duygularının farkında olmalarını sağlamaktır. Geleceğe Dokunan Anneler, duygusal ihmal konusunda annelere farkındalık kazandırılması yoluyla gelecek nesillerin güçlendirilmesi projesidir.

Prof. Dr. İsmihan ARTAN


18 görüntüleme

Copyright 2018 Projemiz Hayat